Eğitimcilerin, "Düşün Yakamızdan" Haykırışını Duyar Gibiyim
0 | | | 28-10-2018

Habib YILDIRIM

Eğitim camiası son zamanlarda köklü sorunlarının çözümü dururken kadük olmuş uygulamaların tekrar hortlatılmaya çalışıldığı, bütün bir camianın prestijini sarsan karar ve uygulamalarla meşgul edilmekte ve halihazırda devam eden bu dayatmacı anlayış yıllardır çözüm bekleyen sorunları derinleştirmekten öte bir netice vermemektedir.

Malumunuz geçtiğimiz iki yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamakta ısrar ettiği Performans değerlendirme sistemi aylarca eğitim camiası tarafından tartışılmış uygulamaya ilişkin endişeler ve söz konusu performans değerlendirme sisteminin muhtevasındaki kritik yanlışlıklar sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarınca çok kere dile getirilmiş, uygulamanın hayata geçirileceğine dair dayatmadan vazgeçilmesi istenmiş ancak dönemin Milli Eğitim Bakanının dayatmadaki ısrarı siyasi iradenin seçim öncesi sahada ciddi tepkilerle karşılaşmasına neden olmuş ve nihayetinde önce uygulamanın ertelenmesine ardından yeni kabinenin kurulmasıyla beraber Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk'un bundan sonra da devam etmesini istediğimiz özelde öğretmeni genelde tüm eğitim camiasını rahatlatan, ümit veren açıklamalarıyla Performans Değerlendirme macerası sona ermişti. Netice olarak elde kalan tek şey bir milyonu aşkın eğitim camiasının enerji, motivasyon ve kendisini yöneten bürokrasiye güven kaybı olmuştur. Danıştay 8. Dairesi'nin Öğrenci Andı'nın okunması dayatmasını kaldıran yönetmelik hükmünün iptaline dair aldığı karar bir dayatmayı yeniden vücuda getirmekle beraber endişelerimize de yenisini eklemiştir. "Yargı'ya Güvensizlik" endişesi.

Eğitim-öğretim faaliyetinde güvenliğin sağlanması, dayatmacı ve istişaresiz uygulamalarda ısrarcı davranılması, atama bekleyen öğretmenler, sözleşmeli öğretmenlerin çözüm bekleyen sorunları, eğitimcileri kendi içinde bölen ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen vb. gibi statü karmaşası, okulların bütçe problemleri, liselere geçiş sisteminde henüz bir çözümün üretilememiş olması, atamalarda hiç kimseyi memnun etmeyen mülakat uygulaması, memur, hizmetli ve diğer çalışanların; 4/b kadrosuna alınan personelin mali ve özlük haklarında mağdur eden yaklaşımlar... bütün bu çözüm bekleyen problemler dururken; hukuk devleti olmanın ve demokratikleşmenin bir gereği olarak toplumun büyük çoğunluğunun beklentisi neticesinde gerici, baskıcı, militarist, totaliter zihniyetin ürünü olan öğrenci andının kaldırılmasına dair 2013 yılında yayımlanan yönetmeliğin Danıştay 8. Dairesi tarafından 28 Şubat dönemini aratmayan, kendisini idarenin ve siyasi iradenin yerine koyarak, hiçbir pedagojik ilkeye, bilimsel araştırma veya veriye dayanmayan, kerameti kendinden menkul gerekçelerle durdurulması eğitim öğretim faaliyetlerinin sağlıklı yürütülmesine engel olacak, motivasyonsuzluk ve güven kaygıları oluşturacak; nihayetinde temel problemlerin çözümünü geciktirecektir. Eski Türkiye özlemi taşıyanlara eğitimcilerin, "düşün yakamızdan" haykırışını duyar gibiyim.

Bu karar; ülkemizde son on beş yıldır insan hakları ve demokrasi alanında gerçekleştirilen atılımların ve kazanımların, idarenin hukuki denetimini yapmakla yükümlü yargı mensuplarınca halen benimsenemediği ve içselleştirilemediğini göstermektedir. Ne yazık ki; yargıyı askeri darbelerle şekillendirilen müesses nizamın temsilcisi konumuna indirgeyen eski Türkiye alışkanlıklarının halen devam ettiği görülmektedir. Karar ideolojik olmakla beraber; yerel seçimler öncesi yapılması muhtemel bazı ittifakların önünün alınması, genel seçimlerde oluşturulan siyasi ve toplumsal mutabakatta çatlaklar oluşturma kastı bulunduğu düşüncesiyle öncelikle toplumsal barışa ve siyasi iradeye yönelik bir girişim olduğuna dair kanaatler uyandırmaktadır.

Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocukların içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz. Buradan hareketle, öğrenci andı başlıklı metnin ilk ve ortaokullarda öğrencilere okutulması uluslararası hukuka aykırıdır; 2013'te yayımlanan yönetmelikle kaldırılmış olması toplumsal barışa katkı sunmuştur. Söz konusu yönetmelik hükmünün iptali ise eski Türkiye alışkanlıkları ve beklentisi bulunanlara hortlama zemini sağlamaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanımız ve Milli Eğitim Bakanlığı'na çağrımız 2013'te verilen kararın arkasında durmaları, demokratikleşme ve hukuk devleti olmanın gereklerini yerine getirirken sivil toplumun; eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleştirmeyi zorlaştıran müdahalelere karşı alınacak tedbirlerde bütün camianın gücünün ve desteğinin kendileriyle olduğunu hissetmeleridir. Dünyaya nizam ve huzur verecek kadim değerleriyle donanmış medeniyet tasavvuruyla yükselen ve büyüyen Yeni Türkiye'ye hiçbir müdahale engel olamayacaktır. 

Top